Harekete hazır mıyız?

Ülkemizde birçok büyük şehirde oldukça iyi rehabilitasyon merkezleri yer almaktadır. Bu merkezlerde çalışan rehabilitasyon ekibinin en önemli üyelerinden biri olan fizyoterapistlerin hasta takibinde taşıdığı yükün azaltılması ve daha aktif hasta katılımının olduğu seansların planlanması genel verimin artırılması açısından önem taşımaktadır.

Benim çalışma hayatındaki en önemli gözlemlerimden biri, çok fazla özveriyle çalışan meslektaşlarımın hastasıyla geçirdiği vakti çoğu zaman farklı sebeplerle verimli kullanmamasıdır. Bu konuda en başta gelen iki nedenden ilki, etkinliği yüksek olmayan birtakım elektro terapi modalitelerinin hasta alışkanlıkları açısından hâlâ terkedilememesi, ikincisi ise hasta eğitiminin ve katılımının yetersiz kalmasıdır. Kurumlara başvuran hastalar genellikle her şeyi sağlık personelinden beklerken, özellikle ortopedik rehabilitasyon gibi aktif katılımlı tedavilerde, kendilerine düşen egzersiz katılım kısmını gerçekleştirememektedirler. Oysa daha bilinçli bir yaklaşım örneklemek mümkündür. İskandinav ülkelerinde sadece 30 dakikalık bir tedavi seansında manuel uygulamalar ve etkin elektro terapi modalitelerinin (lazer, ESWT (şok dalga) gibi) kombinasyonuyla hastanın % 100 aktif katılımlı rehabilitasyonuyla kısa sürede başarı sağlanmaktadır. Bu sayede hem fizyoterapist gibi iş yükü yüksek olan personel verimli çalışmakta hem de hasta sonuca daha çabuk ulaşıp memnun kalmaktadır. Kurumlardaki sirkülasyon ve etkin zaman kullanımı açısından egzersiz yükü iyi bir eğitimden sonra daha çok ev programları ve spor salonu programları şeklinde hastalarla paylaşılmaktadır. Bu noktada çoğunluğu daha çok dinlenmeyi seven değerli insanlarımızın yerinden kalkıp “hareket zamanı” demesinin  vakti gelmiştir.
Aktif ve enerji dolu günler dileğiyle...